• Kan Kanserleri Tedavi Edilebilir

    Kan Kanserleri Tedavi Edilebilir

    Halk arasında kan kanseri denilince akla yüzü maskeli, başında kep ya da bandana takılı çocuklar geliyor. Oysa o çocuklar bu hastalık grubunun bir parçası olan “akut lösemi” ile mücadele ediyor.

    Kan kanseri başlığının altında akut löseminin yanı sıra kronik lösemi, lenfoma ve multipl miyelomun da yer aldığını belirten Memorial Şişli/Ataşehir Hastanesi Hematoloji ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. U. Darda Bayraktar, bu hastalıklar hakkında bilgi verdi.

    Akut lösemi en çok çocuklarda görülür

    Hızlı gelişen, hastayı birden yatağa düşüren bu hastalık en sık çocuklarda görülüyor. Genç ve orta yaş grubunda fazla rastlanmasa da görülme oranı 60 yaşından sonra yeniden artıyor. Nefes darlığı, kemik ağrısı, ciddi enfeksiyonlar veya kanamayla kendini gösteriyor. Acil serviste yapılan kan sayımında, kan değerlerinde görülen anormallikler her hastada farklı oluyor. Kiminde trombosit, kiminde beyaz küre çok düşük oluyor. Bazen de beyaz küre çok yüksek iken tanı kemik iliği biyopsisi ile konuluyor. Bu işlemde mikroskopta kemik iliğine bakılarak bazı akım sitometri ve genetik testler yapılıyor. Hastalığın tipi ve risk derecesi bu şekilde saptanıyor. Yapılan genetik testlere bakarak akut löseminin tekrarlama riski öğrenildiğinde ise tedavi buna göre şekilleniyor.

    Gençlere yüksek doz kemoterapi veriliyor

    Akut lösemi tedavisi hastaya ve yaş grubuna göre değişiyor. Çocuk hastalar kemoterapiyi daha kolay tolere ettiği için başarılı sonuçlar alınabiliyor. Ancak yaş ilerledikçe bu oran bir hayli düşmektedir. Çünkü genç bir insanın vücudunun yenilenme hızıyla yaşlı bir insanın vücut yenilenmesi arasında azımsanmayacak bir fark vardır. Genç ve yaşlı grupta görülen löseminin genetik özellikleri de birbirinden ayrıdır. Yaşlılarda tedaviye daha dirençli lösemiler olduğu için hem kemoterapi verilemiyor hem de alınan tedavinin sonrasında farklı komplikasyonlar ortaya çıkabildiği için 70 yaşından sonra akut lösemi tanısıyla gelen hastalara bazen tedavi uygulanamıyor. Gençlerde ise tam tersi bir durum söz konusu. Her zaman yüksek dozda kemoterapi tedavi veriliyor. Cerrahi ile yapılamayan ve çoğu zaman radyoterapinin dahi çok nadir uygulandığı bu hastalığın tedavisinin hastane ortamında yapılması gerekiyor.

    Tedavide bir başka yöntem de kemik iliği nakli! Bu tedavi; genetik testle yüksek riskli olarak belirlenen ve ilk kemoterapiye iyi cevap vermeyen hastalara uygulanıyor. Bazı akut lösemi tiplerinin beyne sıçrama ihtimali olduğu için, bu hastalara beyin omurilik sıvısına lomber ponksiyonla kemoterapi verilebiliyor.

    Kronik lösemi akut lösemiye göre daha yavaş ilerliyor

    Birçok tipi bulunan kronik lösemilerde hastaların çoğu doktor kontrolünde oluyor. Kronik lenfositik lösemi, kan testinde şans eseri bulunuyor. Beyaz küre oranının yüksekliğiyle belirti veren hastalık, yapılan diğer tetkiklerin sonucunda kronik lösemi tanısı alıyor. Hastaların birçoğu tedavi edilmek yerine, takipte tutuluyor. Kronik miyeloid lösemilerde, hastalarda halsizlik, karaciğer veya dalak büyümesi olabiliyor. Son 15 yılda önemli aşama kaydedilen bu hastalığın tedavisinde medikal yollar kullanılıyor. Daha nadir görülen kronik lösemilerin tedavilerinde farklılıklar bulunuyor. Çünkü kronik lösemiler, akut türleri gibi öldürücü olmadığı için hastalar tedavi edilmese de yıllarca yaşayabiliyor. Kronik lösemilerin bir diğer özelliği de akut lösemiye oranla daha yavaş ilerlemesidir. Bu nedenle toplumda lösemi adını duyunca çok da korkmamak gerekiyor

    Lenf bezi şişkinliği lenfoma belirtisi olabilir

    Lenf bezi kanseri olsa da bir tür kan kanseri olarak tanımlanan lenfoma, kişiyi enfeksiyonlara karşı koruyan lenfositlerin kontrolsüz çoğalması nedeniyle ortaya çıkıyor. Ama her zaman lenf bezi şişliğiyle belirti vermiyor. Boyun, koltuk altı, karın ve göğüs içinde bulunan lenf bezleri genellikle enfeksiyonlarla şiştiği için bu belirti farklı kanserlerde de görülebiliyor. Lenf bezi şişkinliği şikayetiyle doktora başvuran hastalara yapılan fiziki muayene ile en ayırıcı tanı konuluyor. Eğer lenf bezi yumuşaksa, büyümüyorsa, hastanın uzun süre devam eden ateşi ve kilo kaybı yoksa büyük ihtimalle belirtiler bir enfeksiyon nedeniyle ortaya çıkıyor. Ama söz konusu sert, sabit yerleşimli ve giderek büyüyen bir bezse bunun lenf veya başka bir kanser olma ihtimali daha yüksek. Dolayısıyla bu belirtiler lenf bezlerinin alınarak incelenmesini gerektiriyor.

    Hastalar bazen tedavi, bazen takip ediliyor

    Bu hastalığın tedavisi türüne göre değişiyor. Yavaş büyüyen lenfomalar genelde yaşlılarda görülüyor. Eğer hastanın bir şikayeti yoksa tedavi yerine, takip tercih ediliyor. Hastalık ilerlemeye başlarsa, düşük doz kemoterapi ile kontrol altına alınıyor. Vücuttan tamamen yok edilmese de hastalar bu tür lenfomalar nedeniyle yaşamını kaybetmiyor. Hızlı büyüyen, agresif türü ise her zaman tedavi gerektiriyor. Hastalara sıklıkla meme kanserinin tedavisindekine benzer, güçlü kemoterapi veriliyor. Çok hızlı büyüyen lenfomalar ise lösemi olduğu için kemoterapi hastane ortamında uygulanıyor. Bu hastalığın en iyi tarafı ise tedavilerden sonuç alınabiliyor olmasıdır.

    Multipl miyelom ilaç tedavisine olumlu yanıt veriyor

    Plazma hücreleri, lenfositlerden türeyerek erişkin hale geliyor. Kanda antikor salgılayan bu hücreler, kişiyi enfeksiyonlara karşı koruyor. Ama plazma hücrelerinin kanserleşmesi “multipl miyelom” tablosuna yol açıyor. Bu hastalık gençlerde nadiren ortaya çıkmakla birlikte, genellikle 60-65 yaşın üzerinde görülüyor. Geçmişte korkulan ve her zaman kemoterapiyle tedavi edilen bir hastalık olmasına karşın son 15 yılda medikal tedavi öne çıkıyor. Kronikleşmesi yani kontrol altına alınması halinde hastanın normal yaşamına mümkün olabildiğince devam edebildiği bu hastalık, ilacın yanı sıra deri altına yapılan düşük yan etkili enjeksiyonlarla da tedavi edilebiliyor. Hastaların yaşamlarına genellikle devam edebildiği multipl miyelomda 65 yaşından önce tanı alanlara ilk tedaviyi verdikten sonra, kendi iliklerinden kemik iliği nakli öneriliyor. Çünkü yapılan çalışmalara göre, kemik iliği yapılan genç hastalar daha uzun yaşıyor. Bu hastalığın belirtilerinin diğerlerinden biraz daha farklı şekilde ortaya çıkıyor. Multipl miyelom genelde kemiği çok seviyor. Kemikte delikler açılması, kırığa yatkınlığa neden oluyor. Özellikle yaşlı hastalar düştüğünde bu tabloya sık rastlanıyor. Düşme nedeniyle bel ve benzeri ağrılarla hekime başvurulduğunda o bölgede lezyona ya da kan değerlerinde anormalliklere rastlanması halinde multipl miyelomdan şüpheleniliyor. Kan testi tanı için önemli bir veri olsa da genetik testler için kemik iliği biyopsisi gerekiyor. Hastalık kemiğin yanı sıra organ tutulumu da yapabiliyor. Böbreğin etkilenmesi halinde ise tedavisi zorlaşıyor. Kalsiyum yükselirken, kabızlığa ve bilinç bulanıklığına yol açıyor.

     

    Yorum Yap →

Yorum Yap

Yanıtı iptal et